10/8/2007 - MABED İŞÇİSİ CEMİL MERİÇ'ten Bazı Alıntılar
Bir Avuç Duman
Düşünce bir köprü, kıldan ince, kılıçtan keskin... Kalabalıklar geçemez üzerinden. Ülkeler asırlarca habersiz yaşamış birbirinden.
Ne Asya Avrupa’yı tanımış, ne Avrupa Asya’yı. El Biruni boşuna anlatmış Hint'i çağdaşlarına. Kıt'alar kapalı birbirine. Yalnız Kıt’alar mı? Aynı mahalledeki insanlar birbirlerine yabancı. Her ev meçhule giden bir kompartıman. Kompartımandakiler tesadüfün bir araya topladığı üç beş yolcu. Ne Marx’ın annesi oğlunu anlayabilmiş; ne Cromwell, Milton’u. Saint-Simon Ebediyete giden yol tımarhaneden geçer diyor. Tehlikeli bir durak, tımarhane. Birçok yolcular cinnette karar kıldı: Nietzsche, Hölderlin. Comte, ömrü boyunca huysuz bir aşık gibi dalaştı cinnetle. Ayrılan birleşen, tekrar ayrılan bir çifttiler.
Ve Rubaçof zindanının duvarında sesler duydu, kelimeleşen sesler. Bir avuç kelime kıtaları birbirinden ayırır, yer sarsıntısı gibi. Uçurumlara köprü atan cümlelerde var.
Bir ırmağa benziyor zaman. Hayretten dona kalmış. Perdede hep aynı gölgeler. Karagöz'ün repertuvarı tarihinkinden daha zengin. Juvenal'i öfke şairleştirmiş, öfke yani isyan. Şark'ta fert değil, sokak isyan eder. Sorumsuz ve şuursuz bir bir ayaklanış. Hikmet, hamakatle vuslatı hayatın tabii cilvesi saymaktan ibaret.
Batılı için tekamül bir başkalaşma, bir kişileşme. Sürünün tarihi yok. Ama tarihin yaratıcısı o. Sürünün önüne geçmek, sürüden ayrılmak mı? Aradaki mesafe uzayınca, evet!
Coşmak lazım, diyor Saint-Simon, yaşamak lazım. Hem zirvelerde, hem uçurumlarda yaşamak. Dizginleri gerilen at şahlanır, ama kanatlanmaz.
Tecrübe, harem ağalarının silahı. Büyüklerin bu koltuk değneğine ihtiyacı var mı? İsa tecrübesiz. Saint-Just tecrübesiz olduğu için ulu. Tecrübe, bayalığa alışmak ve bayağılaşmak.
İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek de bu.
(Bu Ülke - s. 220)
GERİCİ KİM?
Canavarlarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor. Tanımadığımız bir dünya bu. İthal mali mefhumların kaypak ve karanlık dünyası. gerçek, kelimelerin arkasında kayboluyor.
Ne güzel tarif; "Gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeye çalışan (kimse)” (Meydan – Larousse). Tarifin tek kusuru bu ucûbenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi.
Murdar bir hâl’den muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.
4. Murad’a, Süleyman devrine dön! diye haykıran Koçi Bey'den Reşit Paşa’ya kadar Osmanlı Devleti’nin bütün ıslahatçıları gerici. Dante, yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac eserini iki ezelî hakikatin ışığında yazar: Kilise ve krallık. Dostoyevski maziye âşık. Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici!
Gerici, ilerici... Düşünce hürriyeti bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar, düşünce hürriyeti ve düşünce namusu. (Bu Ülke s. 80)
SEN BİR AZ-GELİŞMİŞSİN
Kıt’aları ipek bir kumas gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar...
Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, "Ben Avrupalıyım" demeğe başladı, "Asya bir cüzzamlılar diyarıdır."
Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: "Hayır delikanlı", diye fısıldadılar, "sen bir az–gelişmişsin."
Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir "nisân-i zîşân" gibi gururla benimsedi aydınlarımız. (Bu Ülke s. 96)
DERGİ, HÜR TEFEKKÜRÜN KALESİ
(...) Kitap, istikbale yollanan mektup... smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür. Kitap ve gazete... biri zamanın dışındadır, öteki "an"ın kendisi. Kitap, beraber yasar sizinle, beraber büyür. Gazete, okununca biter.
Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar. (...)
Mürit: ceset. Can: mürşidin nefesi. Hint'te hocaların soyadı taşınırmış. Karabetlerin en mukaddesi, şakirtle üstad arasındaki bağ.
Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asâletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.
(Bu Ülke - s. 99)
DİVAN EDEBİYATINDA ROMAN
Divan Edebiyatı’nda roman yok. Niçin olsun?
Batı’nın ilk romanlarından biri "Topal şeytan". Kahraman, evlerin damını açar, bizi yatak odalarına sokar. Roman başlangıcından itibaren bir ifşâdır. Osmanlı’nın ne yaraları vardır, ne yaralarını teshir etmek hastalığı. Hikayeleri ya bir cengâveri ebedîleştirir, ya "hisse alınacak bir kıssa”dır.
Roman’ın burjuvaziyle doğduğunu söylerler. Burjuvazi Avrupa’nın imtiyazı, daha doğrusu yüz karası. Bir kelimeyle roman, başka bir dünyanın, başka bir ruh ikliminin, başka bir toplumun eseri. Daha zavallı bir dünya, daha dişi bir manevi iklim, daha geveze bir toplum.
Başka bir tabirle, bu edebi nevi bir buhranın, bir uyuşmazlığın, reelle ideal arasındaki bir nispetsizliğin çocuğu. İçtimâî bir sıhhatsizlik, hiç değilse bir tedirginlik alâmeti. Sınıf kavgalarıyla sahneye çıkışı bundan. İnanan bir toplumda, pürüzleri yok etmiş bir toplumda, hayalî çözüm yolları aramaya ihtiyaç duymayan bir toplumda romanın ne işi var?
Osmanlı, Osmanlı kaldıkça Batı romanı’nı anlayamazdı. Önce uzun bir temessül, daha doğrusu tesemmüm merhalesinden geçecek, iktisadi ve içtimai müesseseleriyle değişecekti.
Medeniyet can çekişiyor. Gök bomboş, hayat abes; roman bu kalpsiz dünyanın insanını bütünüyle sahneye koymak iddiasında. Bütünü, yani çarpık insiyakları, hayvanca iştihaları, çılgın arzuları veya arzusuzlukları ile. Aşk da -Tanrı gibi- öldüğüne göre, cinsiyet tek değer. Bezirgan hayasızlığın üstüne bir sal attı: cinsi bunalım. Sade, kütüphanelerin şeref misafiri, sadizm abesin ikiz kardeşi.
(Bu Ülke - s. 120)
İNANANLAR KARDEŞTİR
Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslâmiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. ister siyah derili, ister sarı... inananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek. Türk’ü, Arap’ı, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya, yani irşâda. Altı yüzyıl beraber ağlayıp, beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kâbusa kalbeden meşûm bir salgın: maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihin ve hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametlerin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz.
(Bu Ülke - s. 179)
Bu Ülke kitabından Inciler
Kelime
1
Bir adam Meçhule tırmanıyordu. Sisyphe'e benziyordu uzaktan. Bir adam Meçhule tırmanıyordu topraktan. Arkası uçurum, yanları duvar. Kaç sabah güneşle selamlaştılar, kaç aksam yıldızlar feneri oldu, bilmiyor.
Koro Olemp'e yalnız gidilmez. Kervanla çıkılır yola. Bin çıkılır, bir varılır; bir çıkıp bir varılmaz. Olemp'e yalnız gidilmez
Ve adam tırmanıyordu. Musa'nın gözünü kamaştıran nur, kavurdu gözbebeklerini.
Adam haykırdı: Nemesis, Nemesis! Yıldırımlar gibi ulu çınarlara musallat Tanrıça... Ben ne Olemp'in sırlarını faşeden bir yari-Tanrıydım, ne erguvanlar içinde doğan bir prens. Ama madem ki, parmakların bana kadar uzandı, madem ki beni de hışmına layık gördün, seni utandırmayacağım. Ya ölüm boğacak şarkılarımı, ya elimden aldığın dünyadan daha muhteşemini yaratacağım.
Ve Meçhule tırmanan adam Kelime oldu.
2
Tanrı, yıldızlarla oynayan bir çocuk.
Senin yıldızların kelimeler, söyle raksetsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin.
Kelime ormanda uyuyan dilber, sair uzaklardan gelen şehzade.
Öyle seveceksin ki kelimeleri sana yetecekler.
Yıldızlar Tanrı’ya yetmiş mi?
Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve dualarda muhterem. Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven.
Kelime, kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, kelime adem.
3
Kuşlara benzer kelimeler, odana dolarlar bir aksam. Nereden gelirler bilinmez. Kah çığlık çığlığadırlar, kah sesleri işitilmez.
Çiçeğe benzer kelimeler: turuncu, erguvan, beyaz. Bir rüzgar sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz...
4
Saçlarından yakalayamıyorsun zamanı, mısraa, şarkıya kalbedemiyorsun. Ve sükut medar ormanlarındaki bitkiler gibi büyüdükçe büyüyor.
Senin türben kelimeler. Yuvarlanırken tırnaklarını kağıda geçirmek istiyorsun; kağıda, yani ebediyete. Zavallı çocuk, bilmiyorsun ki ebediyet sümüklüböceğin izleri kadar aldatıcı.
Kitap
1
Her kitap, tılsımlı bir saray. Kapıları ilk gelene açılmaz. Büyükler de kıskanç, Tanrılar gibi. yalnız Numa'ya görünmüş Egeria. Beatrice, Dante için Beatrice. Kitaplar, kadınlara; kadınlar şehirlere benzer. Paris, Londra veya Madrid... herhangi bir dişi kadar muhteşem, herhangi bir dişi kadar alelade. İnsan şehriyle biner trene; şehri, yani zaafları, alışkanlıkları, zilletleriyle. Her kitapta kendimizi okuruz. Kendimizle yatarız her kadında. Kitaplar, kadınlar, şehirler, metruk kervansaraylar gibi boş. Onları dolduran senin kafan, senin gönlün.
2
Ruh yazının icadından beri ölümsüz. Kaya homurdanır, mermer gülümser, konuşan yalnız kitap.
Logos Spermaticos, diyor bir yazar: gebe bırakan söz. Kimi?
3
Kartacalı Augustinus, buhranlar içinde kıvranıyormuş. Bir yandan bütün sıcaklığı, bütün diriliği, bütün şuhluğu ile hayat: şarap, kadın, tiyatro... Ötede çile.
Kafesteki bir aslan gibi isyanla, öfke ile, endişe ile dolaşırken bir ses gelir kulağına hafiften: Al ve oku. Ve önünde bir kitap açılır: Aziz Petrus'un "Mektuplar"ı. "Ömrünüzü şölenle geçirmeyin. Kaçın tenin hazlarından." Ve çapkın Augustinus, Aziz Augustinus olur.
4
Şuursuz bir büyücü Gütenberg! Işığı paçavraya hapsetmiş. Yüzyılları kutularla doldurmuş Gütenberg'in çocukları, peygamberleri işportaya dökmüş; tuğla kadar değeri kalmamış dehanın. Eflatun, bir sokak kadını gibi her isteyenin yatağına koşuyor. Don Kişot futbol maçı biletinden ucuz.
5
San Cassino'da çile dolduran Machiavelli, aksamları kütüphanesine girerken kirli libaslarından sıyrılır, bir tacidarın huzuruna çıkar gibi itina ile giyinirmiş. Sonunda kendi de kitap olmuş. Kitap, yani ışık.
6
Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk. İçine gönlünü boşalttığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar.
Kalmak gecenin içinde saatler alevlense de, donmak ve kristalleşmek demek.
Bir ses kendine kanatlar bahşeden dili,dudağı taşıyamaz;esiri aramaya mecburdur yapayalnız.
Aşk size işmar ettiğinde izleyin onu;yolları çetin ve sarp olsa da.
Aşk nasıl sizi taçlandırırsa öyle de çarmıha gerecektir, nasıl serpilmeniz içinse; öyle de budanmanız içindir.
Aşk hiç bir şey vermez, kendinden gayrı ve hiçbir şey almaz, kendinden gayrı.
Aşık olduğunuz zaman ''Allah Benim Kalbimdedir'' dememelisiniz,fakat daha ziyade ''Ben Allah'ın Kalbindeyim'' demelisiniz.
Aşkın hiçbir arzusu yoktur kendini gerçekleştirmekten gayrı.
Birbirinizi sevin; ama aşkı bir sözleşmeye çevirmeyin.
Birbirinizin kasesini doldurun; fakat aynı kaseden içmeyin.
Birbirinize ekmeğinizden verin; ama aynı somundan yemeyin.
Gönüllerinizi verin; ama diğerinin himayesine değil.
Çocuklarınıza sevginizi verebilirsiniz; ama düşüncelerinizi değil,zira onların kendi düşünceleri var.
Hayat geriye doğru gitmez , ne de oyalanır dünle.
Kendinizden verdiğinizde gerçekten verirsiniz.
İhtiyaç kaygısı ihtiyacın kendisinden başka nedir ki ?
Kuyunuz dopdoluyken susuzluktan korkmak dindirilemez bir susuzluk değil mi ?
Gerçekten verenlerin elleri aracılığıyla konuşur Allah ve onların gözlerinin ardından gülümser gökyüzüne
Güzeldir istendiğinde vermek fakat evla olan istenmeden vermektir, farkına vararak.
Sahip olduğunuz her şey günün birinde verilmiş olacak.
Yaşayabilmek için verirler gerçekten verenler; zira esirgemek helak olmaktır.
Kendi günlerine ve kendi gecelerine nail olmaya layık olan kimse muhakkak sizden gelen başka herşeye de layıktır.
Hayat okyanusundan içmeye hak kazanan kimse sizin küçük derenizden kasesini doldurmayı da hak eder.
Önce kendinizin bir veren ve bir verme vasıtası olmaya layık olup olmadığınıza bakın.
Hakikatte hayattır hayata veren; oysa siz kendilerinin veren olduğunu farz edenler, sizler sadece birer şahitsiniz.
Zihnin sürekli borcunuzla meşgul olması; anne yerine özgür yürekli toprağa ve baba yerine Allah'a sahip olan kimsenin cömertliğinden kuşku duymak demektir.
Madem ki yemek için öldürmek ve susuzluğunuzu dindirmek için yeni doğmuş yavruyu anasının sütünden mahrum etmek zorundasınız öyleyse bırakın bu bir ibadet eylemi olsun.
Kışın fıçıdan şarap çektiğinizde yüreğinizde her kadeh için bir ezgi bulunsun.
Aylak olmak, mevsimlere bigane düşmek ve sonsuzluğa doğru haşmetle ve vakur bir tevazuyla seyreden hayat kafilesinin dışında kalmaktır.
Kendinizi emeğe hizmet etmeye adamakla hakikatte sizler hayatı sevmektesiniz.
Emek sayesinde hayatı sevmek hayatın en deruni sırrıyla candan dost olmaktır.
Hayat sahiden karanlıktır; saik olduğu zaman başka,
Her saik kördür; bilgi olduğu zaman başka,
Her bilgi beyhudedir; çalışma olduğu zaman başka,
Her çalışma nafiledir; aşk oldu zaman başka ,
Her ne zaman aşkla çalışırsanız; kendinizi kendinize raptedersiniz ve ötekine ve Allah'a
Çalışmak görülebilir kılınmış aşktır.
Ekmeği lakaytlıkla pişirirseniz, bir insanın açlığının ancak yarısını doyuran acı bir ekmek pişirirsiniz.
Eğer üzümlerin sıkılışına içerlerseniz içerleyişiniz şarap halinde bir zehir damıtır.
Neşeniz maskelenmemiş kederinizdir.
Keder varlığınızı ne kadar derin deşerse o kadar çok neşe sarmalarsınız.
Pür neşe olduğunuzda kalbinize derinlemesine bakın ve göreceksiniz ki daha önce size keder veren şimdi size neşe bahşediyor.
Kederli olduğunuzda kalbinize tekrar bakın ve göreceksiniz ki hakikaten daha önce sizin mutluluğunuz olan şey uğruna şimdi göz yaşı döküyorsunuz.
Aslında sizler terazi misali kederiniz ile neşeniz arasına asılısınızdır.
Yalnızca boş olduğunuzda durgun ve dengede olursunuz.
Evlerinizde neleriniz var, sürgülü kapılarla neyi koruyorsunuz.
İçinizdeki sınırsız olan; semanın kâşânesinde ikâmet eder, kapısı sabah sisi ve pencereleri gecenin ezgileri olan.
Elbiseleriniz güzelliğinizin çoğunu gizler;ama güzel olmayanı saklamaz.
Sizler kıyafetlerde mahremiyetin özgürlüğünü aramanıza rağmen onlarda bir koşum ve bir pranga bulabilirsiniz.
Hayatın soluğu, gün ışığındadır ve hayatın eli rüzgarda.
Edep, saf olmayanların gözüne karşı bir kalkan demektir.
Toprak, size meyve verir ve şayet sizler, ellerinizi nasıl dolduracağınızı bilirseniz istemeyeceksiniz.
Toprağın armağanlarını takas etmek suretiyledir ki berekete ereceksiniz ve hoşnut kılınacaksınız.
Takas sevgiyle ve müşfik bir adaletle olmazsa; kimini tamaha sürükleyecektir,kimini de açlığa.
Müsade etmeyin kısır ellinin muamelenize karışmasına, emeğinize karşılık kendi laflarını satmaya kalkışmasına.
Şerir ve zayıf olan içinizdeki en aşağıdan daha aşağıya düşemez.
Hata işleyen hepinizin gizli iradeleri olmaksızın hata işleyemez.
Maktül kendi katlinden sorumsuz değildir.
Soyulan soyulmuş olmasında kabahatsiz değildir.
Suçlu çoğu zaman mağdurun kurbanıdır.
Mahkum suçsuz ve sabıkasız yerine yük taşıyandır.
Ne hüküm verirsiniz bedenen güvenilir olsa da ruhen bir hırsız olana.
Hangi cezayı isnat edersiniz bedenen katleden ama ruhen bizzat kendisi katledilmiş olana.
Nasıl dava edersiniz fiil açısından bir hilekâr ve bir gaddar olan ama aynı zamanda incinmiş ve mazlum olana.
Nasıl cezalandıracaksınız pişmanlıkları, daha şimdiden kabahatlerinden daha büyük olanları.
Siz masumun içine pişmanlık koyamazsınız, ne de suçlunun yüreğinden onu koparabilirsiniz.
Ne demeli rakkaselerden nefret eden kötürüme?
Ne demeli boyunduruğunu seven ve ormanın geyik ve karacasını başıboş ve serseri sayan öküze?
Ne demeli derisini dökemeyen ve diğer herkesi çıplak ve arsız diye adlandıran yaşlı ejdere?
Sizler, özgürlük arayışı tutkusu sizin için bir koşum haline geldiğinde ve özgürlükten bir hedef ve tatmin olarak bahsetmeye son verdiğinizde ancak özgür olabilirsiniz.
Gündüzleriniz endişeyle dolu ve geceleriniz de ihtiyaç ve gamla yüklü olduğunda siz gerçekten özgür olursunuz.
Kendi benliğinizin parçalarından başka nedir ki özgür hale gelebilmeniz için atmak istediğiniz?
Bir zorba nasıl hükmedebilir özgür ve gururluya, kendi özgürlüklerinde bir zorbalık ve kendi kibirlerinde bir utanç olmasaydı.
Eğer üzerinizden atmak istediğiniz bir endişe ise; bu endişe size yüklenmiş olmaktan ziyade sizin tarafınızdan tercih edilmiştir.
Aslında her şey varlığınız içinde yarı sarmaş-dolaş biteviye hareket eder; arzulanan ve korkulan, iğrenilen ve aziz tutulan, peşinden koşulan ve kaçmak istediğiniz.
Gölge soluklaştığında ve zeval bulduğunda; eğleşmekte olan ışık başka bir ışığın gölgesi haline gelir.
Aklınız ve tutkunuz denize açılan ruhunuzun dümeni ve yelkenidir.
Ruhunuz çoğu zaman bir savaş meydanıdır orada aklınız ve muhakemeniz, tutkunuz ve iştihanıza karşı savaş açar.
Akıl bir başına hükmederken sınırlayıcı bir kuvvettir ve tutku refakatsiz kaldığında kendi mahvına dek yanan bir alevdir.
Kalbi güneşte dinelebile diye nasıl bir meyvenin çekirdeği çatlamak zorundaysa; siz de zorundasınız ıstırabı tanımaya.
Istırabınızın çoğu kendi tercihinizdir.
Sizler düşünce halinde her daim bildiğinizi, kelimeler halinde bilirdiniz.
Bilginizin derinliklerini değnekle veya iskandil ipiyle bulmaya kalkmayın.
Sakın ''Hakikati Buldum'' demeyin, daha ziyade ''Bir Hakikat Buldum'' diyin.
Hiç kimse size bir şeyi aşikar eyleyemez, bilginizin şafak sökümünde hala yarı uykulu yatmakta olandan başka.
Mabedin gölgesinde, şakirtleri arasında yürüyen üstat, bilgeliğinden değil; fakat daha ziyade inancından ve muhabbetinden verir.
Astronom size uzayla ilgili telakkisine dair konuşabilir; ama kendi telakkisini size veremez.
Bestekar kainatta var olan ahenge dair size methiye dizebilir, ama size ahenge dikkat kesilen kulağı veremez, ne de onu aksettiren sesi.
Bir insanın basireti kendi kanatlarını başka bir insana ödünç vermez.
Nasıl her biriniz Allah ilminde yapayalnız duruyorsanız, aynı şekilde her biriniz kendisinin Allah tasavvurunda ve dünya telakkisinde de yapayalnız olmak zorunda.
Dostunuz sizin cevap bulan ihtiyaçlarınızdır.
Dostunuz sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır.
Dostunuz dobra konuştuğunda aklınızdaki ''ret'' ten korkmazsınız, ne de ''kabul'' ü esirgersiniz.
Kelimeler olmaksızın dostlukta bütün düşünceler bütün arzular bütün umutlar doğarlar ve paylaşırlar dağdağasız bir bahtiyarlıkla.
Dostunuzda en çok sevdiğiniz şey onun yokluğunda daha berrak hale gelebilir, dağın dağcıya ovadan bakınca daha berrak görünmesi gibi.
Kendi esrarının ifşasından başka hiçbir şey aramayan sevgi; sevgi değil, ileriye atılan bir ağdır ve yalnızca işe yaramaz olandır yakalanan.
Dostunuzu her daim zamanı diriltmek için arayın.
Düşüncelerinizle barış halinde olmaya son verdiğinizde konuşursunuz.
Düşünce bir sema kuşudur ki kelimelerin kafesinde kanatlarını gerçekten açabilir ama uçabilemez.
Öyleleri var ki konuşurlar ve bilmeden ve farkına varmadan kendilerinin bile anlamadığı bir hakikati ifşa eylerler.
Sizler endazesiz ve ölçülemez zamanı ölçmek istersiniz.
İçinizdeki zamansız olan; hayatın zamansızlığından haberdardır ve bilir ki dün bugünün hatırasından başka bir şey değildir ve yarın da bugünün rüyası.
Bırakın bugün; maziyi hatırayla ve istikbali hasretle kucaklasın.
Kötü kendi susuzluğuyla azap çeken iyiden başka nedir ki ?
Siz iyisiniz kendinizle bir olduğunuzda.
Meyve için vermek ihtiyaçtır, almak nasıl kök için ihtiyaçsa
Sizler; sağlam ve çevik olanlar, topalın karşısında aksamamaya dikkat edin, bunu nezaket sayarak.
Ne yazık ki geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemezler.
Hakiki iyi üryan olana ''Elbisen Nerede'' diye sormaz, ne de evsize ''Evinin Başına Ne Geldi'' diye.
Siz sıkıntınız ve ihtiyacınız halinde ibadet edersiniz, keşke pür neşe olduğunuzda ve bereket günlerinizde de ibadet edebilseniz.
İbadet, benliğinizin canlı esir içinde yayılışından başka nedir ki ?
Haz bir özgürlük şarkısıdır, ama özgürlük değil
Kimi gençleriniz hazzı arar, o her şeymişçesine ve onlar yargılanmış ve azarlanmış olanlardır.
Sanır mısınız ki ,ruh bir çomakla bulandırabileceğiniz durgun bir gölcüktür.
Çoğu zaman kendinizi hazdan mahrum bırakarak, varlığınızın kuytularında arzu istiflemekten gayrı bir şey yapmış olmazsınız.
Kim bugün tavsatılmış görünenin, yarını bekleyip beklemediğini bilebilir ki ?
Arının hazzı çiçekten bal devşirmektir.
Çiçeğin hazzı da balını arıya sunmaktır.
Nerede arayacaksınız güzelliği ve nasıl bulacaksınız, onun bizzat kendisi sizin yolunuz ve kılavuzunuz olmazsa?
Güzellik bir ihtiyaç değil, sadece bir vecddir.
Güzellik hayattır, hayat kendi kutlu yüzünden peçeyi kaldırınca.
Bütün hareketler ve bütün fikirler değil midir din ?
Kim ayırabilir imanını eylemlerinden ya da inancını meşgalesinden ?
Bütün saatleriniz feza boyunca bir benlikten bir benliğe çırpınan kanatlardır.
Erdemliliğini sadece en iyi kıyafetmişçesine kuşanan kişi üryan olsa daha iyiydi.
Gündelik hayatınız mabediniz ve dininizdir.
Hülyalara dalarak başarılarınızın üstüne çıkamazsınız, ne de hezimetlerinizden daha aşağı düşebilirsiniz.
Allah'ı tanımak istiyorsanız bir muammalar çözücüsü olmaya kalkışmayın.
Eğer gerçekten ölümün ruhuna nazar eylemek istiyorsanız; kalbinizi hayatın gövdesine ardına kadar açın.
Umutlarınızın ve arzularınızın derinliğinde yatar öteye dair sessiz bilginiz.
Güvenin düşlere, zira onlarda gizlidir ebediyete açılan kapı.
ölmek rüzgarda üryan durmak ve eriyip güneşe karışmaktan gayrı nedir ki
Soluğun kesilmesi, yükselebilsin ve yayılabilsin ve kayıtlanamaz Allah'ı arayabilsin diye, soluğu hırçın med-cezirlerden azat etmekten gayrı nedir ki ?
Dağın zirvesine tırmandığınız vakit işte o zaman tırmanmaya başlayacaksınız.
Arz azalarınıza sahip olacağı vakit işte o zaman hakikaten raks edeceksiniz.
İnsanın ihtiyaçları değişir, ama sevgisi değil, ne de sevginin ihtiyaçlarını tatmin etmesi gerektiği arzusu.
Mazılarla kaplı devasa bir meşe ağacı misalidir içinizdeki engin insan.
Sizi en küçük hareketinizle ölçmek okyanusun gücünü köpüğünün zayıflığıyla hesap etmektir.
Sizi başarısızlıklarınızla yargılamak, vefasızlıklarından ötürü mevsimleri suçlamaktır.
Bilgi kelimesi, kelimesiz bilginin bir gölgesinden başka nedir ki ?
Kendisini sevecen unvanlarla isimlendiren güzel bir davranış bir lanete ana olabilir.
Nasıl birisi gerçekten yakın olabilir ırak olmadan.
Sizler bedenlerinize hapsedilmiş değilsiniz, ne de evlerinize ya da tarlalara kapatılmış.
Müphem ve bulutsudur her şeyin başlangıcı, ama sonları değil.
Hayat ve yaşayan her şey sis halinde düşer ana rahmine, ama billur halinde değil.
Bir billurun dağılma esnasında sis olup olmadığını kim bilebilir ki ?
İçinizdeki en takatsiz ve afallamış olarak görünen kişi, en sağlam ve en azimli olandır
Soluğunuz değil midir kemiklerinizin binasını çatan ve pekiştiren?
Şayet rüyanın fısıldayışını işitebilseniz diğer sesleri duymazdınız.
6/2/2007 - THE SECRET - LAW OF ATTRACTİON (ÇEKİM YASASI)
Mutluluk, sağlık, servet
Ne isterseniz yapabilir ya da sahip olabiliriz
Neyi seçersek ona sahip olabiliriz
Olmuşların, olanların ve tüm olacakların cevabi sırdır
Hepimiz tek bir sonsuz güçle çalışıyoruz Tek yasa: ÇEKİM YASASI
SIR : ÇEKİM YASASI
başınıza gelen her şeyi, siz hayatınıza çekiyorsunuz ,ve hepsi zihninizde tuttuğunuz suretlerden dolayı size geliyor ve bu düşüncelerinizdir
ne düşünürseniz, kendinize çekersiniz
en çok neyi düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz ve o hale gelirsiniz
düşündüğünüz şey, elinize geçer bu prensip 3 basit kelimeyle açıklanabilir
düşünceler nesnelere dönüşür!
çoğu insanlar istemedikleri şeyi düşünür ve başlarına niye tekrar tekrar geldiğini merak eder
çekim yasası sizin bir şeyi iyi yada kötü algılamanızla veya olmasını isteyip istememenizle ilgilenmez sadece düşüncelerinize cevap verir
evren çekim yasasını temel alıyor,her şey çekim yasası ile ilgili,çekim yasası her zaman işliyor
inanın, inanmayın, anlayın ya da anlamayın,her zaman işler
yaratım her an devam ediyor sürekli yaratım sürecindedirler
çekim yasası " neyi düşünür ya da odaklanırsan, onu alırsın’’ der
ondan yakınıyor olman yakındığını sana daha çok yaklaştırır
korktuğu şeylere odaklanmak yerine olmasını istediklerine odaklanmak
tek yapmamız gereken, gözlerimizi açıp bakmak
çevrenizde çekim yasasının kanıtlarını görürsünüz
en çok hasta olan, hastalıktan en çok bahsedendir bolluktan en çok bahseden, bolluk içindedir
çekim yasası her yerde aşikardır, eğer ne olduğunu anlarsanız. siz bir mıknatıssınız
anlamamanız, reddetmeniz anlamına gelmez bilimsel olarak açıklanmıştır ki, yapıcı düşünce olumsuz düşünceden 100 kat güçlüdür.
zaman tamponu olan bir gerçeklikte yaşıyoruz ve bu gerçekten isimize yarıyor
düşüncelerinizin anında gerçekleştiği bir çevrede yasamak istemezdiniz!
düşüncelerinizin ortaya çıkışı biraz zaman alır ve bu iyi bir şeydir!
düşüncelerinizi fark etmeli, seçmeli, ve bundan hoşlanmalısınız
çünkü siz, kendi hayatinizin şaheserisiniz, hayatınızdaki her şeyi, yakındıklarınız dahil,hayatınıza siz çektiniz ilk bakışta bunu duymaktan nefret edeceğinizi biliyorum
birçoğumuz bir tersliği çekeriz, ve bunu kontrol edemeyeceğimizi düşünürüz" düşüncelerimi değiştirmek zor olacak" diyorsunuz düşünceleriniz, duygularınızı oluşturur duygularımız, neyi kendimize çektiğimizi yani "su anda neyi kendime çekiyorum" sorusunun cevabi hislerinizdir
eğer iyi hissediyorsanız, devam edin doğru yoldasınız
insanlar yataktan kötü kalkarlarsa,bir döngü başlatırlar ve bütün gün öyle gider
hislerindeki basit değişimlerin günlerini veya hayatlarını etkileyeceğini bilmezler
eğer gününüze iyi baslar, mutlu bir ruh hali içinde olursanız herhangi bir şeyin ruh halinizi değiştirmesine izin vermediğiniz surece çekim yasası ile, mutlu ruh halinizi sürdürecek durum ve kişilerle karşılaşırsınız neye odaklanırsanız, onu hayatınıza çeker ve yaşarsınız isteseniz de istemeseniz de
duygu ve düşünceleriniz her zaman oluşanlarla denktir
anlaması zor,ama kendimizi açmaya başlayabilirsek,düşüncelerimizin hayatımıza yaptıklarını farkındalığımızdaki bu değişimle engelleyebiliriz geri kalan her şeyi unutun, sadece onu düşünün garanti ederim, kendinizi iyi hissedeceksiniz
mesela evcil hayvanlar harikadır, size kendinizi harika hissettirirler
evcil hayvaninizi sevdiğinizde, bu duygu hayatınıza iyilik getirir bu çok güzel bir hediyedir
hisleriniz aracılığıyla düşüncelerinizi yönlendirmeye başladığınızda ve duygu, düşünceleriniz ve başınıza gelenler arasındaki uyumu fark ettiğinizde kendi gerçekliğinizin yaratıcısı olduğunuzu bilirsiniz ve uzaktan bakanlar yaşadığınız mükemmel hayata hayret ederler.
yaratım sureci 3 adımdan oluşur
1. adim: istemek
istemek için kelimelere ihtiyacınız yok evren tamamen düşüncelerinize cevap verir gerçekten ne istiyorsunuz?
2. adim: cevaptır
isteğinize cevap verilmesidir burada evren sizin için devrededir evrendeki tüm güçler isteğinize cevap vermek için devrededir
3. adim, kabul etme
kendinizi isteğinizle ayni hatta getirmeniz gerekir isteğinizle ayni hattaysanız, kendinizi harika hissedersiniz bu duyguların gücüdür ama korku, öfke, umutsuzluk hissederseniz, bunlar isteğinizle ayni hatta olmadığınızın güçlü göstergeleridir
hissettiklerinizin önemini fark ettiğinizde, ve düşüncelerinizi, hislerinize dayanarak
yönlendirdiğinizde, yavaş yavaş görürsünüz ki düşünceniz, oluşturmaya başlayacaktır
evrenin size ulaştırmak istediğiyle ayni hattaysanız,eğlenceli olur, zaman durur, bütün gün ayni şeyi yapabilirsiniz evren hızı sever ertelemeyin, fırsat oluştuğunda,harekete geçin!
tek yapmanız gereken bu istediğiniz her şeyi kendinize çekeceksiniz para, insanlar, ihtiyaç duyduğunuz bir kitap,ne isterseniz kendinize çekeceksiniz
neyi çektiğinize dikkat etmelisinizçünkü zihninizde tuttuğunuz görüntüleri,kendinize çekersiniz başlangıçta hiçbir şeyiniz olmayabilir hiçbir yol da olmayabilir, bir yolu bulunacaktır karanlık bir yolda giden bir arabayı düşünün,sadece birkaç metre önünü görür.
hayat da böyle ilerler görmesek de yolun devam edeceğine inanırsak, hayat bizi gerçekten gitmek istediğimiz noktaya götürecektir ilk adimi atin yeter evrenin müthiş bir düzeni vardır
her şey zihnimizdedir
"bu çok büyük, olması zaman alır" diyen de,
"bu ufak bir şey hemen olur" diyen de biziz
bunlar bizim tanımladığımız ölçütlerdir,
evrene göre böyle kurallar yoktur su anki koşullarınız ne olursa olsun o sadece su anki gerçekliğinizdir,
birçok insan mevcut durumlarına bakıp "ben buyum" der kendinizi su andaki koşullarınızla tanımlarsanız gelecekte de aynılarını yasamaya kendinizi mahkum edersiniz yaşadıklarımız, düşündüklerimizin sonucudur
minnet gerçekten de daha fazlasını hayatınıza getirir herkes bilir, küçük şeyler için şükretmek, daha fazlasını istemektir
her zaman şükretmek, kaynakları size doğru çeker düşündüğümüz ve şükrettiğimiz şeyleri kendimize çekeriz bu hepimizin her gün yapması gereken
çok güçlü bir egzersiz
her sabah kalkıp şükretmek
diş fırçalarken, şükrettiğim şeyleri düşünmek sabah rutin islerimi yaparken bu minnet duygusunu hissetmek.
sahip olduklarınızla ilgili hislerinizi ne kadar çabuk değiştirirseniz minnet duyduklarınızı o kadar çabuk hayatınıza çekersiniz
sahip olduğunuz için şükrederseniz, kısa sure sonra daha iyisine kavuşursunuz
hayatinizi değiştirmeye başlamak için bir diğer şey; tasavvur etmek
tasavvur ettiğinizde, gerçekleştirirsiniz bir şey zihninizde oluyorsa, madden de olacaktır
nasıllar evrenin isi,
tasavvur her şeydir, hayatin gelecek etkilerinin ön izlemesidir ne istediğinize karar verin, elde edebileceğinize inanın, hak ettiğinize ve mümkün olduğuna inanın
niyet edin!
hayat her alanıyla birbirine bağlıdır birçok insan basarili olup, istediği ise, eve sahip olmak ister ama tüm bunlara sahip olmak, asil isteğimiz olan mutluluğu bize garantilemez bunlar iç huzuru bize getirmez, tersine iç huzuru ve mutluluğu sağlamak kendimize bunları çeker
hepimiz bu evrende yaratıcıyız ve meydana getirmek istediğimiz her dilek,
gerçekleşecek
duygu, düşünce ve dilekleriniz çok önemli
kendinize, diğerlerinin size davranmasını istediğiniz gibi mi davranıyorsunuz?
kendi kendinizin çaresisiniz karşıdan beklemeyin, onun yerine zamanınızı kendinize istemeye ayırın ve kendinizi sevdikçe başkalarını da seversiniz kendinizi etrafınızdaki insanların en iyi yönlerini görmeye alıştırın
iyi hissetmek için kimseden değişmesini istemeyin
mutluluğun tek bir akimi vardır tek bir pozitif enerji akimi vardır ve tüm evren bununla doludur insan neyi düşünürse başına gelir
"hayır" deyip ortadan kaldıramazsınız
eğer savaş karşıtıysanız barış için çalışın
eğer açlığa karşıysanız insanların daha çok yiyecek bulması için çalışın
eğer kötü politikacılara karşıysanız, rakibi için çalışın
istemediğinize değil, istediğinize odaklanmalısınız
tabii ki istemediğinize bakacak, tam tersini arayıp ne istediğinizi bulup onu oluşturacaksınız
gerçek su ki;
iç sesiniz ve iç görünüzü derinleştirmeye başlarsanız hayatinizi siz yönetirsiniz
tüm dünyayı istediğiniz sekle sokmak için doğmadınız kendi dünyanızı seçtiğiniz şekilde yaratmak için doğdunuz
diğerlerine de kendi seçtikleri dünyayı yaratmaları için izin vermelisiniz
insanlığın beyninde bir virüs gibi yasayan bir yalan var bu yalan;hiçbir şeyin yeterince iyi olmadığı düşüncesi bu yalan insanları korkuya, açgözlülüğe sürükler ve bu duygular onların yaşantıları olur böylece dünya bir kabus hapı almış gibi olur
mevcut kaynağımızın yetersiz kaldığını fark edince, hedefimize ulaşmak için yeni bir kaynak buluruz kendimizi çaresiz hissettiğimizde aslında etrafımızdakileri görmüyoruzdur
insanlar kalplerinden geçeni yapmaya başlayınca ayni şeyleri yapmak istemezler
bunun güzelliği buradadır
hepimiz ayni kişi olmak istemeyiz
ayni deneyimleri yasamak istemeyiz
hepimiz ayni giysileri istemeyiz
inanır, ona göre hareket ederseniz size görünecektir
gerçekliğinizin çeşitliliği sizi özgür bıraksın
ve istediklerinizi seçin ve yasamak istediğiniz bir şey gördüğünüzde,
onu düşünün onunla ilgili duyguyu bulun ve o duyguya bürünün ondan bahsedin, onunla ilgili yazın onu kendi gerçekliğinize dönüştürün ve yasamak istemediğiniz deneyimleri görünce onunla ilgili konuşmayın, yazmayın endişelenmeyin, tepki vermeyin görmezden gelmek için kendinizi zorlayın, dikkatinizi vermeyin
istediklerinize olan dikkatinizi bölmeyin
simdi tarihte yeni bir sayfa açmak için en iyi zaman
çünkü ilk defa bilgiye parmaklarımızın ucundan ulaşabiliyoruz
elinize bir çeşit mikroskopla bakarsanız, sadece enerji dalgaları görürsünüz
eliniz, yıldızlar ya da okyanus, hepsi aslında aynı şeyden meydana geldi
her şey enerjidir
evrendeki her şey enerjidir
çoğu insan kendini bu beden olarak tanımlar
siz bu beden değilsiniz mikroskop altında bir enerji alanısınız tekrar düşünün
siz ruhsal bir varlıksınız
hepimiz birbirimize bağlıyız sadece bunu göremiyoruz birbirinden ayrı bir dışarısı ve içerisi yok evrendeki her şey birbiriyle bağlantılı,tek bir enerji alanı var siz bir enerji kaynağının uzantısısınız ve burada bu harika bedenlerinizle bulunuyorsunuz ama bedenleriniz sizi çoğunlukla gerçekte ne olduğunuzdan uzak tutar
biz enerjinin kaynağıyız
biz sonsuz varlıklarız
diğer bir değişle evrenin kendisi bir bilinçtir açığa çıkan olasılıkların sınırsız hissedişiyiz ve hepsi gerçeğe dönüşecek
bütün büyük öğretiler, yaratıcı gücün hayalinde ve suretinde yaratıldığınızı söyler
siz kendi dünyanızı yaratabilecek potansiyel yaratıcı güce sahipsiniz ve yaratıyorsunuz tüm güç içerdendir ve bu yüzden kendi kontrolümüzdedir
insanlar istediklerine odaklanınca, istemedikleri uzak düşer istediğiniz oluşur, diğeri ise kaybolur
"evrende ihtiyaçtan fazlası var"
çekim yasası ile tüm isteklerimizi oluşturabiliriz kendinizi kültürel engellerinizden, sosyal inanışlarınızdan kurtarabilirsiniz bir kez daha sizdeki gücün dünyadakinden fazla olduğunu anlarsınız
bir sınır var mi;kesinlikle yok bizler sınırlandırılmamış varlıklarız yetenek, güç, ve kapasitede bir tavanımız yok bu gezegendeki her bir yaratılmış varlık sınırsızdır
gökyüzünde tanrının sizin hayattaki amacınızı yazdığı bir yazı tahtası yok
eğer meditasyon yapmaktan zevk alıyorsanız, yapın
eğer salamlı sandviçten zevk alıyorsanız, yiyin
başarınin koşulu iç mutluluktur
sizi mutlu eden her şey, daha fazlasını size çekecektir ve size iyi gelecek bir şey bulun saadetinizi izleyin,sadece duvarların olduğu bir yerde evren size kapılar açacaktır
yeni bir çağ başlıyor
bu, sınırı uzay değil, akıl olan bir çağ
sınırsız olasılıkların, sınırsız potansiyelin olduğu bir gelecek
insanlar zihinlerindeki potansiyelin en fazla %5 ini kullanabilirler uygun eğitimin sonucunda zihnin potansiyelinin %100 ü kullanılabilir
insanların tüm zihinsel ve duygusal potansiyellerini kullandıkları bir dünya düşünün
her yere gidebilir, her şeyi yapabilir, her şeye ulaşabiliriz kendinizi istediğiniz ile farz edin
her din bize bunu söyler her önemli felsefe kitabi, her büyük lider bize ayni şeyi söyler
isteğini düşünerek, ne istediğine karar vermene yardim edecek hayat deneyimini kendine çek ve bir kez karar verince bütün düşünceni ona ver
zamanının çoğu bilgi toplamakla geçecek bilgi, istediğinin ne olduğuna karar vermeni sağlayacak ama asıl işin ne istediğine karar verip, ona odaklanmak ve ona odaklanarak onu kendine doğru çekmek yaratımın süreci budur
harika olduğumuza inanmalıyız
muhteşem bir tarafımız var hayatta başımıza ne gelirse gelsin ne kadar genç ya da yaşlı olduğumuzu düşünüyor olursak olalım içimizde dünyadan daha güçlü bir kuvvet olduğunu düşünmeye başladığımız an ortaya çıkmaya başlayacak
-MODERN- insanın yine bir ikileme düştüğü bir alan bu kendi perspektifime göre,yani OLMA ile GİBİ OLMA yı her zaman birbirine karıştırırız.Bu çelişki de insanın olmasını istediği ile olduğu arasındaki farktan kaynaklanmaktadır ki bunun da bir sonraki aşaması BUNALIM adı verilen hadisedir.Bunu ispatlamak o kadar da zor değildir biraz gözleme ve sorgulama motorlarının çalışır olmasını gerektirir insan bünyesinde.Çıkın bakın etrafınıza sevmedikleri işleri yapan yığınlarca insan görürsünüz,sevmediği kişilerle diyalog halinde olanlardan ciddi bir askeri birlik oluşturabilirsiniz.’’Bu ilişki bitirdi beni bilaaader’’ diyenler.Barda oturup bir bardak biradan sonra ‘’–birader beni anlamıyolar,hayatım roman’’diyenler.’’Yaptığım işi sevmiyorum babaaaa yaaaa,ama mecburum’’diyenler.’’Çok sömürülüyorum kardeş’’diyenler.’’Yeter artık bıktım bu hayattan,artık beni ölüm paklar diyenler’’ vesaire vesaire vesaire.Peki bu neden oluşur diye soruyorum kendime aldığım cevap ZORUNDALIK, yani bir şeyleri zorunda olarak yapmak aç parantez ki öyle bir şeye hiç gerek yoktur kapa parantez.
Zorunda olarak yapılan her aktivitenin bir tatminsizlik,bir doyumsuzluk,daha da önemlisi bir ihmalkârlık yaratabileceği düşüncesindeyim.Bu zorundalık denen düşmanın eline kılıcı biz veriyoruz aslında,onu harekete geçiren biziz,ona GEL BENİM KALELERİMİ ZAPTET diyen biziz,hatırladınız mı hani BEN dediğimiz,hani aynaya bakınca hep karşılaşırız canım,hah işte o;evet biz
Bu zorundalık modern diye etiketlenen insanın standardizasyon merakından geliyor.Yani sanki evrende kocaman bir fotokopi makinesi varmış da herkes onun içinden kopyalanıp çıkmaya mecburmuş gibi ZANnediyoruz,bu da evrenin farklılıklarlaveya zıtlıklarla -adı her ne olursa olsun- yürüdüğünü anlayamayışımızdan ileri gelmekte.Aslında her birimiz (siz,ben,o,şu,bu….)bir çeşninin oluşması için içine atılan her baharat kadar sorumluyuz olandan bitenden ama biz ne yapıyoruz nasıl olsa görünen çeşni deyip saklanmaya devam ediyoruz sanki hiç görünmüyormuşuz gibi (imkansızdır).
Bu yolda kendimizi harcamamıza sebep olan bir başka olay daha var KATEGORİZASYON;bilinen tanımı insanları belli kategorilere ayırmak ve o kategorilere ayırdığı insanların içinden de kendi gibi düşünmeyenleri bir tarafa hallaç pamuğu gibi atmak ve onların yani kendi gibi olmayanların gözünü oymaktır,bir insanın gözünü oymuş olmak için illa da ona fiziksel darp yaşatmak gerekmez hatırlatmış olayım.
İki bedenden söz edilmekte insanda biri RUH adı verilen görülmeyen,diğeri VÜCUT dediğimiz onun görünüşüne göre onun sahibine not verdiğimiz iskelet yapı.Burada karşımıza iki yanıt çıkar ‘’tamam iyi güzel de ben bunlardan hangisiyim???Hep kabul ettiğim bu dünyayı onun sayesinde yaşadığım,elimle tuttuğum gözümle gördüğüm,hissedebildiğim,üstüne elbisemi giyebildiğim bu GERÇEK olan beden miyim,yoksa daha varlığından bile şüphe ettiğim,tutamadığım,göremediğim,hissedemediğim ancak benliğimin ve varlığımın bir yerlerinde olduğunu sezdiğim hani hep güzel olan ruh muyum?
Belki de kendini geliştirmek,kendini aşmak denen olay hep bu içerideki benliğe ulaşmak içindir,ne dersiniz? Ama burada bir ayrıntı var,kendimizi geliştirmeye uğraşırken yapmamız gereken çalışmaların yeterli zaman,uygun doğruluk seviyesi ve geçerli bir frekansta olmaması nedeniyle doğal olarak ortaya çıkan başarısızlık hali bizi ÇOK BİLEN ler haline getirip,aslında varmak istediğimiz tekâmül yolundan 180 derece döndürerek uzaklaştırmaktadır,ÖZ de tekâmülden ayrılıp,SÖZ de tekâmüle doğru atmaktadır.Bunun sonucunda da hayata karşı bir mekanik tutum içinde buluruz kendimizi.İyi olaylara sevinip,kötü olaylara üzülmeyi;doğum olaylarına sevinip,ölüm olaylarına üzülmeyi ERDEM olarak adlandırmaya başlarız.Yaşamı böyle sürdürerek de daha mekanik varlıklar haline geliriz.
Öte yandan her anda ve her durumda evrenin her noktasında yürürlükte olan yasaların olduğuna kişisel olarak inanmaktayım;etki-tepki prensibi gibi,kelebek etkisi gibi,çekim yasası gibi.Kendini geliştirmek kavramını öze dönmek olarak tanımlarsaktabiri caizse eğer bu yola KELLEYİ KOYMUŞ olanların karşısına bunlardan biri daha çıkar ÇİFTLER HALİNDE KONUMLANIŞ YASASI yani zıtlıkların gerekliliği.
Öncelikle insan olarak gerçek benliğimizi hatırlamakla ve onu bulup çıkartmak ve güçlü olmasını sağlamakla görevli olduğumuzu unutmamalıyız. Kendimizi kendimize karşı savunmaktan vazgeçip dış benliğimizin düşüş gösterdiği noktaları tüm açıklığıyla görebildiğimizde zaten anlayacağız ki ortada bir çift yok TEK var.Kendimizi kendimize karşı savunmamızı isteyen ise içimize yerleşmiş olan ve onu sahiplenmemizi isteyen sahte benliktir.Sahte benlik hep ister,onu sahiplenmenizi ister,onu okşamanızı ister,onu kırmamamızı ister.Olayı örneklendirirsek sevdiğinizi yanınıza alıp sevgi sözcükleri ile iletişim kurulan bir an düşünün ve tam o esnada birinin sizin ayağınıza bastığını düşünün işte tam bu esnada sahte benlik kızgınlık,öfke,nefret oklarını devreye sokarak az önceki sevgi şovunu tamamlamış ve şimdi kendi öfke şovuna başlamıştır.
Psikoloji,Sosyoloji gibi özellikle insanı konu edinen bilimlerde bir kavram vardır,adına FARKINDALIK denir.Bu alanda çalışmalar yürütenler farkındalığın çok önemli bir kavram olduğu kanaatindeler.Bir düşünür şöyle diyor:
-Bilgisiz insanın İNSAN olabilmesi için öncelikle bilgiye olan ihtiyacını fark etmesi gerekir.
Sahte benlik kendini gerçek ve değerli benlik zannettiği için devamlı kendini korumaya çalışmaktadır, gerçek benlik ile müthiş bir meydan muharebesi içindedir.Bu yüzden ‘en iyi savunma saldırıdır’düşüncesiyle tüm saldırı ve savunma mekanizmaları onun buyruğu altındadır.Gerçek benliğin ise böyle bir saldırıya ve savunmaya ihtiyacı yoktur zaten,bir köşede fark edilmeyi bekler sadece ve sessizce.
Ben acizane bir insan olarak modern olmaya çalışırken aslında oryantalizm kurbanı olduğumuzu düşünmekteyim.Yani kuzu postu giymiş kurtlara yem olduk vesselam.Günümüz koşullarında insanın iç dünyası adını verdiğimiz ruhaniyeti zaten taban yapmaktadır ve böyle bir ortamda aklı kullanıp kuzu postu giymiş kurtlara yem olmamak icab eder.Bakın İncil’in bir bölümünde şöyle bir söz geçer:
Değindiğimiz gibi eğer gelişimi ÖZE dönmek olarak tanımlayanlardansak hiçbir zaman sahte peygamberlere ihtiyaç duymamalıyız.Öncelikle ilk etabın kendimizi bilmekten geçtiğini iyi hatırlayalım.
Daha önceleri sadece MDMA maddesinin eşanlamlısı olarak kullanılan ” XTC ” artık günümüzde yetersiz kalmakta. Nitekim günümüzde “XTC” tabiri o uyuşturucu türünün özel kullanım biçimini tanımlamakta. Kısacası Amfetamin türevi olan her türlü hapa o çevrelerce “XTC” denilmekte.
Uygulamada gözlemlenen ve bilimsel olan ve olmayan yayınlarda Ecstasy konusunda tartışılan en büyük sorun, içeriğinin, diğer bir değişle bileşiminin kolay anlaşılamaması. Nitekim tüketim biçimi olan ve ele geçirilen haplardan bunu anlamak oldukça zor.
Amfetamin:
-Kimyasal bir madde,
-Tam sentetik,
-Suni bir uyuşturucu olup;
-Kimyasal bir türev.
Kimyasal açıdan bakıldığında bir çok değişikliğin uyuşturucu imalatçıları tarafından yapılması mümkün, ancak bu arada Amfetaminin temel yapısı aynı kalmakta. Günümüzde genel olarak kullanılan Amfetamin türevleri; MDMA, MDA, MDE, DOB ve MBDB olup, Amfetamin; uyuşturucu pazarı için özellikle yasadışı laboratuarlarda kimyasal ana maddelerden suni olarak elde edilir. Kimyasal yapısı itibariyle, insanda bulunan uyarıcılardan Adrenalin ve Dopamine benzer.
Uyuşturucu imal edenlerin amacı; bilinen uyuşturucu maddelerde kimyasal değişiklikler yaparak kanunla belirlenmiş denetim ve kontrol önlemlerini aşmaktır. Ancak bu arada art niyetli amaçları için ürettikleri hapların bağımlılık yapan etkisini kaybettirmemeye, hatta güçlendirmeye çalışırlar.
Amfetamin(Baz Amfetamin) kötü kokan, kolay ayrışan renksiz bir sıvı olup daha iyi dayanması ve kolay kullanımı için genelde tuz birleşimli (Amfetamin+ Sülfat+ Hidroklorür) olarak hazırlanır. En yaygın olarak beyaz ve pembe renkteki kristalize toz biçiminde yakalanmıştır. Son zamanlarda Amfetaminsülfat bileşiminden oluşan haplar ve kapsülleri imal etme eğilimi yoğunluk kazanmıştır.
Amfetaminin uyarıcı etkileri bulunur ve müteakip ruhsal ve fiziksel tepkiler yapar;
-geçici güç artışı,
-enerjinin arttığının hissedilmesi,
-abartılı keyif hali,
-iştahsızlık,
-uyku ihtiyacının azalması,
-optik ve akustik halüsinasyonlar görme,
-huzursuzluk,
-gerginlik,
-kan basıncında ve vücut ısısında yükselme,
-kalp atışında yavaşlama,
-tek düze davranışlar da bulunma
ECSTASY “XTC”
Vücut işlevlerini yoğun olarak etkileyen psikoaktif maddeler olan Amfetamin ve türevlerinin, asıl tehlikesi vücudun bilinçaltındaki koruma mekanizmalarını etkisiz hale getirmesindeki özelliğinde yatar. Böylelikle Amfetamin ve türevleri sadece yorgunluk hissini değil, açlık ve susuzluk hislerini de bastırır ve koruma mekanizmalarında arızalar oluşturur, örneğin; olması muhtemel kas ağrısını bloke ederek insanın vücut sistemini yanıltır.
Ecstasy hapının kullanıldığı özel çevrelerin beraberinde getirdiği ortam bu maddelerin tehlikesini katlayarak artırıp, nitekim bu uyuşturucunun kullanımı ile birlikte vücuda yapılan sürekli yüklemeler (dans ve seks gibi) asıl tehlikeyi oluşturur. Gelişen şartlara göre vücut mevcut ısısını kendi sisteminde düzenler. Vücut ısısı, uzun süreli ve yoğun hayatın etkisiyle normalden daha da yükselir. (42 ’ye kadar çıkabilir) Vücut, su içmekle dahi tekrar düzelemeyecek kadar büyük ölçüde su kaybına uğrar. Bunun sonucunda kalp ve yüksek tansiyon sorunları, yüksek ateş ve şok etkileri görülür. Bunun yanı sıra; kalp ritminde bozuklukların ve merkezi krampların görüldüğü olaylar gerçekleşir.
Kullanıcıların normal diye aldığı bir takım dozların hayvanlara verilmesiyle birlikte yapılan deneyler neticesinde hayvanlarda;
-Aşırı stres
-Saldırganlık
-Netice de ölüm gerçekleşmiştir!
Ecstasy hapını uzun süre kullanan bağımlılarda;
-Sinir hücrelerinde tekrar düzelmeyen hasarlar,
-Kas yapılarında arızalar,
-Vücudun doğal salgıları kana daha çok karışmakta buna bağlı olarak, karaciğer ve böbrekleri tıkayarak, bu organları işlemez hale getirdiği,
-Beyinde merkezi rahatsızlıklar,
-Yüksek tansiyonla beyin kanaması,
-Düşük tansiyonla bayılmalar hatta ölümler, görülür!
Bir diğer tehlikede; Ecstasy kullananlarda önceden bilinemeyecek sonuçların olma ihtimali olup bu maddeyi kullanan kişinin maddenin etkisini göstermesi ile birlikte o anki hisleri yoğunlaşır. Bu yoğunlaşma kişinin gün içindeki yaşantısı ile doğrudan alakalıdır. Bağımlıda öldürücü depresyonlar ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlar bulunan ortamdaki; yüksek sesli müzik, lazerli ışıklar v.b. ile bağlantılı olarak birden de gerçekleşebilir!
Kullanıcısı nasıl anlaşılır?
Ecstasy uyarıcı sentetik bir madde. Vücuda etkileri tam bilinmiyor ama öldürücü olduğu kesin. Doç. Dr. Armağan Samancı anne-babalara önemli ipuçları veriyor: Çocuğunuz aşırı terliyor, titriyor, aşırı sıvı alıyor, ateşi yükseliyorsa bir saç testi yapmanızda fayda var...
Televizyonun yarattığı kısa şöhretin ardından gelen hayal kırıklığını uyuşturucuyla yenmeye çalışan tek genç Ata Türk değildi. Ama onun trajik sonu çok çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Ecstasy'nin nasıl büyük bir tehlike olduğu bu kez apaçık karşımızda. Ecstasy son yıllarda giderek yaygınlaşan bir uyuşturucu. Bizde polis tarafından ilk kez 1995 yılında yakalandı.
Uyarıcı özellikleri olan, tamamen sentetik bir madde. Amfetaminlere benziyor. Ama daha tehlikeli. 500 mg.'da ölüm riski tespit edilmiş. Ama beden üstündeki etkileri tam olarak bilinmiyor. Ecstasy kullananlar, ilaçla birlikte içki içmemeye özen gösteriyor. Genellikle uyuşturucuyu ya cola ya da soda ile içiyorlar.
Etkisi daha çabuk olsun diye şekerli sakız çiğniyorlar. Gece kulüplerinde sürekli dans edip, elinde meyve suyu, cola ya da soda olan kişilerin ecstasy aldığından şüphe edebilirsiniz. Kişi eğer kendinden geçerek dans ediyorsa bu şüpheleri daha da artırır.
Saç testi kan ve idrar testinden daha güvenli
Ecstasy'nin etkisi 5 saat kadar sürüyor ama en yoğun hali 1-2 saat. Kullanıcılar arasında bu süreye 'yoğun kafa' deniyor. Bu süreyi uzatmak isteyenler ecstasyden sonra esrar içiyor. Buna ise 'pekiştirme' diyorlar.
Peki çocuğunuzun ecstasy içtiğini nasıl anlarsınız. Doç. Dr. Armağan Samancı anne-babalara ne ipuçları veriyor: "Çocuğunuz aşırı terliyor, titriyor, aşırı sıvı alıyor olur olmadık zamanlarda ateşi yükseliyor, çenesi kasılıyor, dişleri kilitleniyorsa bir saç testi yapmanızda fayda var. Bir kereye mahsus bile olsa ecstasy kullanan kişi de bu belirtiler oluşuyor. Yapılan saç testi kan ve idrar testinden daha güvenli. Kişinin saç telinden alman örnek ile 1 buçuk yıl öncesine kadar hangi tarihte, hangi maddeyi kullandığı saptanabiliyor."
BİR KEREDEN BİR ŞEY OLMAZ DİYENLER ANLATMIŞ: (Garantili pişmanlık)
"Bitmiş insanları gördüm bıraktım"
30 yaşındaki S. K. anlatıyor: "2 yıl ecstasy kullandım. Gündüzleri uyuyor geceleri yaşıyordum. Etrafımda kullananların çöküşünü görünce ürktüm. Birgün AMATEM'e gittim, bırakmazsam neler olabileceğini anlamak istedim. Oradaki bitmiş insanları gördüm, kendime geldim. Bir anda bıraktım. Çok feci günler geçirdim. Kimse başlamasın. Pişman olacağını garanti ederim."
S.Y. 25 yaşında... Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Resim Bölümü'nden mezun... Üniversite yıllarında esrar kullanmaya başlıyor. Eğitimci bir ailenin çocuğu, maddi açıdan durumları da oldukça iyi...O da anlatıyor öyküsünü:
"3 yıl önce yabancı uyruklu bir arkadaşım aracılığıyla ecstasy kullanmaya başladım. Daha önce esrar kullandığım için de yaşayacaklarımı az çok tahmin ediyordum. İlk defa kullandıktan sonra inanılmaz bir enerji hissettim. Hayatımda kendimi hiç bu kadar özgüven sahibi hissetmemiş, hatta hiç bu kadar uzun konuşmamıştım. Ancak ertesi gün olduğunda bir daha o hapları almadan kafamı kaldıramayacakmışım gibi hissediyordum. İnanılmaz bir yorgunluk hali... Ama tam 7 ay devam ettim kullanmaya. Daha çok ev partilerinde. Karanlık bir ortamda, hafif bir ışık, elektronik müzik ve haplar... Cola, portakal suyu ya da kalsiyum sandoz tabletlerini suda eritip onlarla birlikte alıyordum. 7 ay sürdü. Bacaklarımda morarmalar meydana geldi, dilim şişti, halisülasyonlar görmeye başladım, bir kez de bilincimi kaybettim. BEN NAPIYORUM ALLAH’IM deyip bıraktım. Bu haplar artık her köşe başında bulunabilir hale geldi. Hatta öyle ki, sizin aramanıza gerek kalmıyor bir telefonla evinize kadar getiriyorlar. Bunu kullanıyorsanız çevrenizde kendiliğinden bir sürü kanal oluşuyor. Gençler bu haplara böyle kolay ulaşamamalı."
Ecstasy nedir?
Metilen Dioxi Metamfetamin(MDMA) türevinde kimyasal bir uyuşturucu. Beyaz, kahverengi, pembe ya da sarı tabletler ya da kapsüller şeklinde bulunur. Dolar, ninja, süpermen, nike, motorola, mitsubishi gibi türleri var. Türü hapın üzerindeki sembolden anlaşılıyor. Tabletlerin üstünde kuş, fil, gülen yüz gibi resimler var.
Nasıl etki eder?
Kana çabuk karıştığı için 15 dakika ile bir saat arasında etkisini gösterir. Alınan doza bağlı olarak etkisi değişir. 4 ila 6 saat süreyle kişide canlılık, hareketlilik, enerji patlaması, kendine güven, karşı cinse yakınlık duygusu yaratır.
Yan etkileri neler?
Beden ısısı, kan basıncı, nabız artar. Hapa sahip olmayan bağımlıda yokluk duygusu, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, uyku bozuklukları görülür. Kişi hiçbir şeyden zevk almaz. Koordinasyon bozukluğu yaşar. Hap kullanan bağımlı çoğu zaman mutlu olmak için dozu artırır ki buna tolerans denir. Hapın yarattığı kriz, çene ve vücut kasılmasıyla kendini gösterir.
Bağımlı yapar mı?
Evet, kesinle. "Diğer uyuşturucular gibi değil, bağımlılık yapmaz" diye ikram edilir ama bu koca bir yalandır. Kısa sürede ciddi bağımlılık yapar. Ecstasy hapını uzun süre kullanan bağımlılarda;
* Sinir hücrelerinde tekrar düzelmeyen hasarlar,
* Kas yapılarında arızalar,
* Vücudun doğal salgıları kana daha çok karışmakta buna bağlı olarak, karaciğer ve böbrekleri tıkayarak, bu organları işlemez hale getirdiği,
* Beyinde merkezi rahatsızlıklar,
* Yüksek tansiyonla beyin kanaması,
* Düşük tansiyonla bayılmalar hatta ölümler, görülür!
Nasıl öldürür?
Astım, hipertansiyon ve epilepsi(sara) hastaları için ecstasy çok tehlikelidir. Beden ısısında, kan basıncında, nabız hızında meydana gelen yükseliş ani kalp krizine ve beyin kanamasına neden olabilir. Ecstasy kullananlarda dehidratasyon (vücutta sıvı kaybı), olur.Buna bağlı olarak beyinde ödem oluşur. Bu da ani ölüm riski yaratır
Ecstasy, beyin hücrelerini öldürüyor
Sinir sistemini baskı altında tutup adeta etkisiz hale getiren uyuşturucu hap Ecstasy, aşırı terleyerek fazla sıvı kaybeden kullanıcıya su ihtiyacını hissettirmiyor, böylece vücudun tehlikeli boyutta kurumasına yol açıyor.
İçerdiği amfetamin maddesi ve türevleri nedeniyle bağımlılık yapan hap, alındıktan 30 dakika sonra vücutta etkisini göstermeye başlıyor ve 90 dakika sonra da etkide zirveye ulaşıp, yaklaşık 3 saat bu seviyede kalıyor.
Ecstasy, bu süre içinde kişiyi aşırı enerjik yapıyor ve vücutta su kaybına yol açıyor. Sıvı kaybını artırırken merkezi sinir sistemini baskı altında tutması yüzünden su ve yemek ihtiyacını hissettirmeyen uyuşturucu hap, böylece vücudun, kaybolan suyun yerine alınamaması nedeniyle kurumasına neden oluyor.
Kalp atışını ve nabızı artıran Ecstasy, bazen vücut sıcaklığının 42 dereceye kadar çıkmasına yol açabiliyor. Bu durumda hassas olan beyin ve kalp kası hücrelerini yakarak öldüren ya da telafisi güç hasarlar bırakan Ecstasy, kişiyi susuzluk ve açlıktan kurutarak öldürebiliyor.
Savunma mekanizmasını etkileyen, uyku ihtiyacını azaltan Ecstasy, karar verme yeteneğinin kaybolmasına ve kişinin davranışlarını kontrol edememesine neden oluyor.
Kişinin, dişlerin kilitlenmesi ve göz bebeklerinin açılmasına yol açtığı için ışıktan rahatsızlık duymasına neden oluyor. Bu yüzden Ecstasy kullananlar kapalı ortamlarda bile güneş gözlüğü takıyor.
Depresyona yol açan, kas ağrılarını bloke eden hap, intihar eğilimini, endişe ve paniği yüzde 90 oranında artırıyor, tansiyonu yükseltiyor ve hücrelerde ciddi tahribata neden oluyor.
Kim bilir belki de çoğu kez duyduğumuz halde kulak asmadık bile
Birileri bir yerlerde akıl diye ağzını açtığı zaman olayı mutlaka deliliğe,manyaklığa bağlamayı maharet bildik biz GENÇLER
Çünkü bize göre her şey akıl değildi ki bu yüzden de:
‘’AKIL VERME BANA,PARA VER’’ diye bir atasözü icat eder olduk.
Hiç düşündük mü vücudumuzdaki boşaltım sisteminin son elemanı ile;düşünüm,deneyim,dönüşüm sisteminin tek elemanı arasındaki bilimin ortaya koyduğu şekil benzerliğini
Kimimize göre göreceli bir kavram,kimimize göre evrimsel bir oluşum,kimimize göre bir yaratılış özelliği,kimine göre ise gereksiz bir hadise ki;bence eğer bunları ağzımızdan bir şekilde çıkartabiliyorsak bu da aklın bir ürünü değil midir?
Akıl farklı şeylerin benzer yanlarını veya benzer şeylerin farklı yanlarını incelemekle oluşabiliyor belki de
İnsanlara en adil şekilde dağıtılan nimet akıldır,çünkü hiç kimse aklından şikayetçi değildir’’ buyurmuş Montaigne.
Dünyayı yönetenler,dünyayı değiştirenler,atomu parçalayanlar,yer çekimini ispatlayanlar,aya seyahat edenler,uzayın derinliklerine kanat açılabileceğini ispatlayanlar acaba bütün bunları nereleriyle yaptılar?
‘’AKLIYLA ÖVÜNEN KİŞİ HÜCRESİNİN GENİŞLİĞİYLE ÖVÜNEN BİR MAHKUMA BENZER’’ demiş bir üstte atomu parçalayan şahıs veya da parçalamaya çalışan…Ne demek istemiş düşünelim biraz(UYARI:2 NE KADAR AZ DÜŞÜNÜYORSUNUZ!!!)
Sahip olamadıklarına üzülmemek, sahip olabildiklerine sevinmek desem akıla ne dersiniz?
Kendi başına cenneti cehennem,cehennemi de cennet yapabilir kanımca.Yani bize sunulanların dışında çözüm bulmak belki de.
"Akıl" Arapça "Ukl" kelimesinden gelmiştir. "Bağlamak" anlamındadır.. Yâni bir şeyi. diğer bir şeye bağlayarak, aralarında bir bağlantı kurarak, bir sonuç çıkarma özelliğidir
Çok aşırı bir devinimleçalışan metabolizmamızın esiri ,kölesi olmaktan bizi akıl alıkoyar diyebilirim.Akıl durunca ne mi olur? Beden dizginleri ele alır,zeka kendi gemisini yürütmeye başlar.
Etrafıma baktığımda,gözlediğimde bir manzara görüyorum;birilerini eleştirmek birilerinin ‘bakın ben ne kadar akıllıyım’ davası haline geliyor belli bir mesafeden sonra.Burada şunu görüyorum aslında eleştiri nedir bilmiyoruz,bu biraz temeli daha yeni kazılmaya başlanan bir eve bu ev güzel değil demeye benziyor.Halbuki bence eleştiri o temele bir kazma da ben vurabilirsem,en sağlam temel nasıl atılır onu gösterebilirsem,bir tuğla da ben koyabiliyorsam eleştiridir, diye bakıyorum olaya.Böyle olmazsa eğer çamur atma eylemi göstermiş olurum ve yaptığım şey izi kalsın gözüyle bakılan bir madde haline gelir
Bir çoğumuz koyun görmüşüzdür değil mi, peki onlarda akıl var diyebiliyor muyuz? Bir koyun sürüsünü bir uçurumun kenarınagötürsek biri atsa kendini aşağıya diğerleri de atlar mı???
Türkiye'de uygulanan vergi politikaları, bazen "komik" denilebilecek çıkarımlara ve uygulamalara sahne olabiliyor. Her yıl sonunda ülkenin bütçesi ile ilgili gerekli hesaplamalar yapılırken ,gelirler idaresinde şu şekilde konuşmalar geçebiliyor :
A: Ne kadar bütçe açığımız var ?
B: 20 TL
A: O zaman 100 TL'lik malın vergisini %20 arttırın kapatalım...
Rasyonel bir bakış açısı ile yukarıdaki çıkarım matematiksel olarak doğrudur. Ancak burada vergi ödeyenlerin (1) Satın alma güçleri ve (2) vergi ödeme istekleri(vergi esnekliği) dikkate alınmamıştır. (1). durum için Arthur Laffer adlı iktisatçının analizi var. Bu analize göre vergi oranlarının arttırılması belli bir noktaya kadar toplanan vergi hasılatının artmasını sağlarken, belli bir noktadan sonra bireyin satın alma gücünü düşürdüğü için vergi hasılatını azaltacaktır. Bu durumda teorik olarak vergi oranı %0 veya %100 olduğunda vergi hasılatı sıfır olacaktır. (2). durum için bu çalışmaya çeştili eklentiler yapılmıştır. İnsanların vergi ödeme isteklerine göre "laffer eğrisinin" eğimi değişmektedir. Bu durumda düşük eğim durumunda vergi esnekliği yüksek olacaktır, yani bireyler ya da kurumlar bir birimlik vergi artışında daha az vergi, bir birimlik vergi azalaşında ise daha fazla vergi ödemek isteyeceklerdir. Tam tersi esnek olmayan durumda ise ise vergi artışı veya azalışı insanların vergi ödeme isteğinde çok fazla bir değişiklik yapmayacaktır.
Matematiksel olarak vergi oranı %0-%50 arasında olduğunda Laffer eğrisinin eğiminin daha yüksek(esnekliğinin düşük), vergi oranı %50-%100 arasında olduğunda ise eğrinin eğiminin daha düşük(esnekliğinin yüksek) olması beklenir.
Vergi oranlarında sosyolojik olarak etkin olan bir diğer faktörde, sürekli olarak oranlardaki değişimin kurumlar ve bireyler üzerinde yarattığı etkidir. Türkiye'de yakın zamanlarda çok sık gördüğümüz bir durum bu.. Bir düşürlüp bir arttırılan vergi oranları, vergi afları, ülkede vergi ödeme etiği açısından bir ahlaki tehlike(moral hazard) oluşturmaktadır. Sonuç olarak Türkiye'deki vergi sistemi çok ciddi zararlar görmüştür.
Kanımca 1950'lerin başında başlayan : "Bu işler senin okulda okuduğun gibi olmaz" mantığı terkedilmelidir. Kuramsal altyapı gerçek hayattaki tecrübelerin bir ürünüdür. Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yoktur.
-Gez,dolaş,gününü gün et dünyaya kaç kez geleceğiz ki
-Hep diferansiyelimizi kurtarma çabasındayız
-Vakit var mı ki ya
-Okumak farkındalıktır,farkında olmamak adına okumuyoruz
-Okumak anlamaktır,anlamını çözmek istemediğimizden okumuyoruz; çünkü zekiyiz
-Gerçekten yaşamak istememe adına okumuyoruz,çünkü o zaman hayallerimiz biter,hayaller bitince de sükut-u hayal başlar
-Yük getirir insana,kolay hayat yaşamalıyız ya,okumuyoruz
-Düşünmemek,düşünememek istediğimiz için
-Sorgulamak,sorgulayamamak istediğimiz için
-At gözlüğümüz çok hoşumuza gittiği için
-Önyargılarla yaşamayı göze aldığımız için
-Yaşama üryan olarak bakamadığımız için
-Her okuyan Rodin’in DÜŞÜNEN ADAM heykelindeki gibi olur
-Ufukların bir ufka sahip olmadığını bize kanıtlar;ve yazıktır ki bizlerin büyük bir kısmı bu sonsuzluğu algılamaya korkarız
-Çünkü bu sonsuzluk bize ölümü hatırlatır,
-Ve belki de ölümün kafamıza danklaması acı verir bu yüzden de yüz çeviririz
-Hepimiz birer deve kuşuyuz, başımız kumun altındayken görmüyor,duymuyor,konuşmuyoruz
-3 maymunu oynamak hoşumuza gidiyor bazen(bilip de bilmezden gelme oyunu)
-Pratik zeka devreye giriyor ve:
“Okumuyoruz; çünkü okunacak bir şey yok. Saatlerce okuyup zaman tüketeceğim yerde kurulur televizyon karşısına, hem de istediğim kanaldan istediğim kişiyi dinler, duymak istediklerimi bir bir anlaşılır dilden film izler gibi dinlerim. Ayrıca güzel güzel diziler izler kültür, görgü ve de bilgi sahibi olurum, hemi de çekirdek yiyerekten…
-OKUMAK eylemini sadece iki kalın karton arasında varolan yaprak yığınlarını çevirmek olarak anlıyoruz,oysa ki okumak her an ve her yerde,her durumda fizibilitesi değişken bir birim
-Bilgi sahibi olunmadan da fikir sahibi olunur birader;bu yüzden de aldığımız bir eşyanın Türkçe olan kullanma kılavuzunu bile okumuyoruz
-Okul çoktan bitti yine mi okuyacağız
-Evini alıp arabanı da altına çektin mi okusan ne yazar okumasan ne yazar
-Yok be kardeşim evde oturup kitap inekleyeceğime gider kahvede pineklerim daha iyi
-Sen delikanlılığın raconunu oku,bil gerisi fasa ile fiso
-Başımız göğe mi erecek?
-Dedikodu ve magazin müptelasıyız,ve bu olayı o kadar abartanlar var kitıpkı bir müptezel gibi onlar olmadan sanki bir tarafları eksikmiş gibi bir modda yaşıyorlar.
-Okula giderken bile kitap özeti çıkarmak hiçbir öğrencinin istemediği bir ödevdi.
-Genetik kodlarımızda varolan İKRA komutundan haberimiz yok
-YATANDAŞ RIZA- olmak ne güzel bir şey değil mi ?
-Okuyacan da komünist mi olacan (ne demekse bir türlü çözemedim,9 bilinmeyenli denklem kıvamında bir söylem)
-Jöleden pahalı mıdır bu kitap denen illet?
-Bence insanın sahip olabileceği en büyük erdem ve en muhteşem şanslardan biri
-Hiç düşündük mü acaba CEBRAİL niye OKU diye sıktı HZ. MUHAMMED’i.Niye ALLAH’A yalvar, niye dua et,niye onun için canını feda et,sürün veya da ALLAH için öl demedi de-OKU- dedi?
-Dedim ya okumak illa da bir kitabı eline alıp sayfalarını yalayıp yutmak değildir,biz burada hata yapıyoruz, birisi okumak deyince hemen aklımıza kitap geliyor halbuki en muhteşem kitap olan insan gelmiyor aklımıza.Olaylara perdesiz bakalım,bakın HZ.ALİ ne diyor bir şiirinde:
Derdin kendindendir bilmiyorsun,
Derman yine sendedir görmüyorsun;
Koskoca alem içine yerleştirilmiş
Sen kendini hala küçük bir şey zannediyorsun.
Böyle olunca da bozuk para gibi harcamaya başlıyoruz zamanı,kendimizi,aklımızı,zekâmızı,beynimizi,bilincimizi,paramızı,bilinç altımızı,bilinç üstümüzü….her neyse işte sonuçta HARCIYORUZ,yani sermayeyi kediye yüklüyoruz
-Okuyan insan kandırılamaz
-Okuyan insan aldatılamaz ve yalancı papazlar tarafından kutsanmazı gerekmez,çünkü değerinin kendisinde olduğunu bilir,değerinin aklında,beyninde,yüreğinde ve DNA larında yazılı olduğunun farkındadır.
-Okuyan insan güdülenmez,güdülenemez
-Okuyan insan uyumaz,uyutulamaz
-Hakikatin gücü onu tıpkı bir koruyucu melek gibi sarar ve nereye giderse gitsin onu korur
-Cebrail adıyla bilinen geldi ve bir tokat gibi‘’YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU’’ buyurdu.
anlatacaklarım var! vaaz vermek değil niyetim, duyduğumu söylemek. söylemeye değer şeyler duyuyorum zira. belki hayatı daha yaşanır kılmak için ya da belki sade, ama sade anlatmak için... sen anlat dedi tanrı bana, anlaşılsın diye değil, hiçbir mükâfat istemeden anlat... çünkü bir mükâfattır artık bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak! sen anlat dedi... sen sade anlat! umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çâreye yol açsın diye çâresizliği anlat... ders verme dedi kimseye, çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene. çırakları olan bir çıraktır usta, olsa olsa... sen anlat dedi bana tanrı, sen sade anlat....”
"sevmenin pek az çeşidi vardır gönül raflarında. birini ya da bir şeyi seversiniz ya da çok seversiniz. ama iş sevememeye gelince sonsuz seçenek vardır önünüzde. ister sinir olursunuz, gıcık olursunuz, iğrenirsiniz, tiksinirsiniz, hatta sık sık nefret edersiniz. ne yazık... ne yazık insan sevmeme çeşitlerine harcıyor mesaisinin çoğunu. oysa sevin dedi tanrı, adı sevgili olanlar bile karşılık istiyor kalbinin atış hızına. ben seni seviyorum ama dur bakalım sen de beni benim seni sevdiğim kadar seviyor musun? oysa sevin dedi tanrı. önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden pazarlıksız sevin sizi seveni de sevmeyeni de. oysa sevin dedi tanrı. önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden pazarlıksız sevin sizi seveni de sevmeyeni de."
yalnızlık
her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yaşama sırasında,
tek sermayesidir sahip olduğu tek şeydir kıymeti bilinmelidir dedi.
yalnızdır insan hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır.
kalabalık yalnızlıklar yalnız kalabalıklar oluşur şehir şehir ülke ülke. kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık,
insan bir ölümü istemez birde ondan beter bir yalnızlık
ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yaşama sırasında.
ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi vardır dedi.
tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın
aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır.
aşık olun gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı
nasılsa ayrılık insanın tek kişilik yalnızlığını özlemesi,
sade ölüm değil ayrılıkta yaşamın emri.
evet söyledi yada ben duydum.
duyduğuma göre elbet bir ses söyledi
bu söylendikçe usulen söylenir olan bu sözleri.
evet duydum söyledi
her duyduğumda ağladım
pek çok ağlayışım sırasında duydum
kalbim tutanak tuttu bu duyduklarıma.
soruldu dedi cevap alındı.
YAŞAMAK DEDİ TEK MARİFETİNİZ BİRAZ ÖZEN GÖSTERİNİZ.
zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter dedi mazlumlar dahil dedi.
ama yapmayın o daha bir çocuk dedi tanrı.
ya gördüm neyleyim insanlar var duvarın içinde
ya ben hep duvara konuştum
yada duvar değil konuştuğum içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.
bilmiyorum belki de ben gerçekten delirdim onlar haklı belkide
içinde değil duvarlar insanların sadece arasındalar...
28/10/2006 - HİÇ GERÇEK OLDUĞUNDAN EMİN OLDUĞUN BİR RÜYA GÖRDÜN MÜ
Hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir rüya gördün mü? Ya bu rüyadan hiç uyanamasaydın o zaman gerçek dünya ile rüya arasındaki farkı nasıl ayırt ederdin? - Morpheus
Başlangıcı olan herşeyin bir sonu vardır. - Oracle (Gloria Foster)
Ne olduğunu düşünme. Ne olduğunu bil! - Morpheus (Laurence Fishburne)
Bu açıklanamaz, ama hissedersin. Hayatın boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir. Ne olduğunu bilmezsin, ama o ordadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi... Seni deli eder... (Morpheus)
Niçin burada olduğunu biliyorum, Neo. Ne yaptığını biliyorum... Niye uyuyamadığını biliyorum, niye yalnız yaşadığını ve niye her gece, bilgisayarının başında oturduğunu biliyorum. Onu arıyorsun. Biliyorum, çünkü geçmişte ben de onu aramıştım. Ve o beni bulduğunda, bana aslında onu aramadığımı, bir cevap aradığımı söyledi. Bizi harekete geçiren, bir soruydu, Neo. Seni buraya getiren soru. Soruyu biliyorsun, benim gibi. (Trinity)
Gerçeği nasıl tanımlarsın ? Eğer hissedebildiğin şeylerden bahsediyorsan, koklayabildiğin, tadabildiğin ve görebildiğin, o zaman gerçek, basitçe beynine iletilen elektronik sinyallerdir. (Morpheus)
Matrix bir sistemdir, Neo. Bu sistem bizim düşmanımız. Ama sistemin içindeyken ne görüyorsun? İş adamları, öğretmenler, avukatlar, marangozlar. Kurtarmaya çalıştığımız insanların zihinleri. Ama biz başarana kadar, bu insanlar da sistemin bir parçası ve bu da onları düşmanlarımız yapıyor. Şunu anlamalısın: Bu insanların çoğu serbest bırakılmaya hazır değil. Ve büyük bir kısmı o kadar içine girmişler, sisteme o kadar bağımlı hale gelmişler ki, onu korumak için savaşabilirler... Beni dinliyor musun, yoksa kırmızı elbiseli kadına mı bakıyorsun? Tekrar bak. Dondur! Matrix'de değil miyiz? Bu sana bir şeyi öğretmek için dizayn edilmiş bir program. Eğer bizden biri değilsen, onlardan birisindir. (Morpheus)
Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz. Bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. Canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. Bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musunuz? Virüsler. İnsanlar hastalıktır. Bu gezegenin kanserleri. Sizler vebasınız. Ve bizler de bunların ilacıyız. (Ajan Smith)
Orada olduğunuzu biliyorum. Sizi hissedebiliyorum. Korktuğunuzu biliyorum. Bizden korkuyorsunuz. Değişimden korkuyorsunuz. Gelecekte ne olacağını bilmiyorum. Size nasıl biteceğini söylemek için gelmedim. Nasıl başlayacağını söylemek için geldim. Telefonu kapatacağım. Ve sonra bu insanlara, sizin, onların görmesini istemediğiniz şeyi göstereceğim. Onlara bir dünya göstereceğim sizin olmadığınız bir dünya. Kuralların, kontrolün, sınırların ve sınırlamaların olmadığı bir dünya. Her şeyin olabileceği bir dünya. Buradan nereye gideceğinizi size bırakıyorum. (Neo)
Neo: Matrix nedir ?
Trinity: Cevap oralarda bir yerlerde, Neo. Seni bekliyor. Ve seni bulacak, eğer sen de istersen.
Neo: Bunun gerçek olmadığını sanıyordum.
Morpheus: Aklın bunu gerçek yapıyor.
Neo: Matrix'in içindeyken ölürsen, burada da mı ölüyorsun ?
Morpheus: Vücut zihni olmadan yaşayamaz.
Çocuk: Kaşığı eğmeye çalışma. Bu olanaksızdır. Bunun yerine sadece gerçeği anlamaya çalış.
Neo: Ne gerçeği ?
Çocuk: Kaşığın olmadığı gerçeği.
Neo: Kaşık yok mu ?
Çocuk: O zaman eğilenin kaşık olmadığını anlayacaksın. Eğilen yalnızca sensin.